Noterliğe Dair Düşünceler

CUMALİ YÜREKLİ

Ülkede yaşayan insanlar olarak biz bireylerin, derneklerin, vakıfların, sivil toplum kKuruluşlarının, iş insanlarının, sanayicilerin, tüccarların, düşünce ve fikir insanlarının, askerlerin ve ülkemizi yöneten  bürokratların, siyasetçilerin; kısaca herkesin ortak görev ve sorumluluğumuz cennet gibi güzel ülkemizi madden ve fikir alanında dünyanın en gelişmiş, en müreffeh, en zengin ve en dirayetli ülkesi yapmaksa; hepimizin amacı,  sorunlarımızı kader olarak görmek yerine onlara kalıcı ve köklü çözümler bulmaktır. Türkiye ekonomisinin kocaman bir kamburu durumundaki “Kayıt dışı Ekonomi”nin bertaraf edilmesi için herkesin eteğindeki taşı ortaya koyması gerektiğine inanıyorum. Mesleğim gereği kayıt dışı ekonomi hakkında en iyi bildiğim alan olan Noterlik Kurumu ve bu kurumun ülkemizdeki işlevi, ekonomik, yargısal, sosyal ve kamu düzeni alanlarında ifa eylediği fonksiyon ve bu kurumun yasal olarak güçlendirilmesi halinde ekonomiye kazandıracağı ivme ve binnetice kayıt dışı ekonominin önlenmesinde üstleneceği rol hakkında bazı açıklamalar yapmak gerekiyor: Ülkemizde Noterlik Kurumu, yasalarla düzenlenmiş ve yasaların kendisine verdiği iş ve işlemleri yine yasalarda gösterilen şekil ve şartlarda ifa eden resmi bir kurumdur. Noterliğin başlangıcı Sümerlere kadar dayanır,  Romalılar ve Osmanlı Devleti ile devam ederek Cumhuriyet döneminde de bugünkü halini alır.

NOTERLİK KURUMUNUN KURANSAL DAYANAĞI

İnsanı yaratan Yüce Allah, insanın sosyal ilişkilerinin nasıl olacağını, aralarında ne gibi ihtilaflar ve sıkıntılar yaşayacaklarını, hangi sorunlarla yüzyüze geleceklerini de en iyi bildiğinden, dünyada kullarının barış içinde yaşamalarını, anlaşmazlıkları en aza indirmelerini sağlayacak yol ve yöntemler, ilkeler ve yasalar belirlemiş ve bunları da Kuran’da bizlere açıklamıştır.  Ayna zamanda Kuran’ın en uzun ayeti olan Bakara suresinin 282. ayeti hiç bir kuşkuya ver vermeyecek şekilde noterlik kurumunu tanımlamış ve noterin görevlerini açıkça belirlemiştir:

“Ey iman edenler! Belirli bir süreye kadar birbirinize borç verdiğiniz zaman onu hemen yazın. Aranızda bir kâtip, noter de adaletle yazsın. Kâtip, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın da, borcun, sözleşemenin tüm ayrıntılarını yazsın. Ayrıca borçlanan  kişi de anlaşmanın ayrıntılarını söyleyip yazdırsın ve  kendisi de yazsın. Rabbi olan Allah’a saygılı olsun, borcunu yazarken eksik yazmasın, tamı tamına yazsın. Şayet  borçlanan kişi bunak, aklı ermez veya okuma yazması olmayan biri ise, onun yerine velisi  borcu adaletle,  tamı tamına yazdırmalı. Bu işlem yapılırken erkeklerinizden iki iyi kişi de tanıklık etsin. Şayet iki erkek tanık  bulamazsanız; dilediğiniz şahitlerden bir erkek ile bunlardan birisi yanılırsa, şaşırırsa, hatırlayamazsa öbürü hatırlatsın veya baskı yapılıp tehdit edilirse öbürü ona destek olsun diye iki kadın seçiniz. Tanıklar da ifade veermeye çağırıldıklarında kaçınmasınlar, çekinmeksizin gelsinler.  İster az bir miktar olsun, ister çok olsun borcunuzu ödeme tarihi ile birlikte yazmaktan çekinmeyin ve üşenmeyin. Böyle yapmanız, Allah nezdinde daha hakkaniyetlidir, şahitlik için daha sağlam ve şüpheye düşmemenize daha elverişlidir. Ancak aranızda yaptığınız ticaret, alışverişleriniz peşin para ile olursa, onu yazmamanızda bir sakınca  yoktur. Her türlü vadeli alışverişleriniz yazılı ve tanıklı olsun. Yazan ve şahitlik eden bir zarar görmesin. Aksi durumda birbirinizle kötü olabilirsiniz. Allah’ın öğütlerini dinleyin.  Allah, size öğretiyor ve Allah, her şeyi en iyi bilendir. Ve eğer siz, bir yolculuk üzere olur da bir kâtip de bulamazsanız, o vakit borçlu, borcunu belgeleyen ve ödemeyi taahhüt eden bir senit veya makbuz versin. Eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güvenilen adam üzerindeki emaneti ödesin, senedi veren ödemeyi zamanında yapsın ve Rabbi olan Allah’ın koruması altına girsin. Tanıklar da bildikleriini  gizlemesinler. Onu kim gizlerse, artık şüphesiz onun kalbi günahkârdır, o kötü niyetlidir. Allah, tüm yaptıklarınızı çok iyi bilir. Göklerde olan şeyler ve yeryüzünde olan şeyler Allah’ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da, gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker; bağışlanmak isteyeni bağışlar, istemeyeni cezalandırır. Allah, her şeye en iyi güç yetirendir.” Bakara/2282-284)

Günümüzde Noterlik kurumunu yargının bir uzantısı, tamamlayıcı ve destekleyici unsuru olarak görmek ve kabullenmek gerekir. Çünkü gerçek budur. Noterlerde yapılan veya onaylanan her tür işlemler, sözleşmeler, ölüme bağlı senetler, alım-satım sözleşmeleri gibi işlemler noterler tarafından imzalandığı için resmiyet kazanan kağıtlara bağlanan konular ve işler, genellikle artık bir ihtilaf konusu olmaktan çıkmakta ve bu şekildeki uygulamaların yaygınlaşması oranında yargı yükünü hafifletmektedir.   Noterler ile yargının en bariz farkı şudur: Yargı bir çekişme veya ihtilaf çıktıktan sonra harekete geçer. Yani olay oludktan sonra devreye girer. Oysa noterler, daha ortada ihtilaf ve çekişme yokken devrededir ve tarafların çıkarlarını, düzenlediği sözleşme ile güvence altına alır. Böylece taraflar arasında fikir değiştirmekten, başkalarının etkisinde kalmaktan kaynaklanan caymalardan ve çıkar unsurunun ağır basmasının neden olduğu inkar etmekten dolayı meydana gelebilecek yığınla ihtilaf daha doğmadan ve başlamadan önlenmiş olmaktadır. Noterlik Kurumu deyince ilk olarak ele alınması ve dile getirilmesi mutlak ve elzem olan çok önemli bir başka nokta ise şudur:

Bir Noterlik işlemi yapıldığında bu işlem için kesilen “Noterlik Makbuzu”nda Harç, Damga Vergisi, Değerli Kağıt Bedeli, Katma Değer Vergisi, posta gideri ve noter ücreti yer alır. Dikkat edilirse, bir işlemde Maliye Hazinesi adına dört kalem para tahsil edilmektedir. İşlemin cinsine göre değişmekle birlikte Noterlikte yapılan herhangi bir işlem için ilgilinin ödediği paranın yaklaşık üçte ikisi, bazı işlemlerde dörtte üçü, hatta beşte dördü devlet adına tahsil edilen paralardır. Çoğu işlemde Hazine adına alınan para noter ücretinden çok daha fazladır. Türkiye’de önemli bir kamu  hizmetini başarıyla yürüten noterler  olarak devlet adına hiç para tahsil etmeyelim demiyoruz. Ancak devletimizin yönetim kademelerinde bulunan bazı bürokratlarin da noterleri çok para kazanan bir sektör ve bu yüzden bir nevi rakip olarak görme yanlışından vazgeçmesi gerekiyor. Her nimet külfete tabidir. Türkiye’de attığı her imzadan dolayı en fazla sorumlu olan kamu görevlileri noterlerdir. Biz şunu söylemeye çalışıyoruz: Çok iyi biliyoruz ki, günümüzde gerçek kişilerin ve hükmi şahısların önemli bir kısmı aslında istemelerine rağmen Noter harçlarının fazlalığı yüzünden işlemlerini noterde yaptırmamaktadır. Noterlik işlemleri basitleştirilir ve sadeleştirilir, artık işlevini yitirmiş olan ve dünyada uygulaması kalmayan Değerli Kağıtlar  Kanunu ve Damga Vergisi Kanunu kaldırılarak Noterlikte yapılan işlemlerden Hazine adına alınan paralar işlemin önemine göre artıp azalan bir tek “HARÇ” alımına indirgenirse, bundan devlet de, vatandaş da kazançlı çıkacaktır. Devlet karlı çıkacaktır, çünkü mesela kira sözleşmeleri noter onayından geçeceği için maliyemizin en büyük sorunu olan kayıt dışı azalacak ve vergi mükellefleri artacaktır. Vatandaş karlı çakacak, çünkü her türlü sözleşmelerini resmiyete bağlayacak ve rahat uyuyacaktır. Bugün noterliklerimizde hemen her gün yazılıp taraflarca imzalanan birkaç işlem, sırf harç, damga vergisi ve değerli kağıt parasının çok tutması yüzünden tarafların vazgeçmeleriyle sonuçlanmaktadır. Bunun anlamı şudur: Halk notere ödediği “noter ücreti’’nden şikayetçi değildir. Hazinenin aldığı harç, damga vergisi ve değerli kağıtlar vergisi gibi gerçekten fahiş olan paralardan şikayetçidir.

YAPILMASI ELZEM OLAN DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİ:

  1. Damga Vergisi Kanunu ve Değerli Kağıtlar Kanunu kaldırılmalı ve her tür noterlik işlemlerinden devlet hazinesi adına “İŞLEM VERGİSİ veya İŞLEM HARCI” adı altında sadece ve tek bir hizmet bedeli alınmalı.
  2. Hayatın her alanını ilgilendiren konularda vatandaşın her türlü anlaşmalarını dilediği şekil ve şartlarla sözleşmelere bağlayarak bunları noterliklerde onaylatmalarına imkan sağlayacak yasal düzenlemeler getirilmelidir. Bu cümleden olarak başta kira sözleşmeleri, her türden alım ve satım sözleşmeleri ve ihale sözleşmeleri gibi vergiyi ilgilendiren konularda yapılacak akitlerin tamamına yakınının noter onayından geçmesi mümkün hale gelecektir. Sözleşme onay masraflarının makul olması nedeniyle noterler tarafindan resmiyet kazandirilan akitler ve kağıtlar iyice yaygınlaşacak ve bunun doğal sonucu olarak da, ekonomideki “kayit dışı” orani düşecek, maliyeye kayıtlı vergi mükellefleri sayısı artacak, vatandaşın vergiye konu tüm iş ve işlemlerinden devletin anında haberdar olmasi mümkün hale gelecektir.
  3. Yapılan kamuoyu araştırmalarında ülkemizde noterler en güvenilir kurumların başında gelmektedir. Bu olgu ülkemiz için önemli bir kazanımdır. Bu nedenle yaptıkları işlemler de her yerde ve makamda geçerli ve sağlam delil olarak hüsnü kabul görmektedir. Noter onayından geçen işlem sayısının artması demek, hukuki ihtilafların azalması demektir.
  4. Öte yandan devlet, yargı fonksiyonunu ifa edebilmek için, yani adalet dağıtmaya yönelik olarak ciddi paralar harcamak zorunda kalmaktadır. Bu da normaldir. Burada konunun bir de Noterlik Kurumu açısından ele alınması gerekir. Şöyle ki: Ülkemizdeki hiç bir noter için devlet bir kuruş bile masraf yapmamaktadir. Buna mukabil noterlerin kazandığı her kuruşun vergisini düzenli olarak tıkır tıkırr almaktadir. Vergi hukuku açısından noterler tabir caizse  tam bir “altın yumurtlayan tavuktur”.

Türkiye’de serbest meslek erbabı, gerçek ve tüzel kişiler arasında vergi kaçırmayan, istese de kaçıramayan tek sektör ya da vergi mükellefi grubu noterlerdir. Yaptıkları işlemler ise hem resmi ve hem de güvenilir işlemlerdir. Şu halde noterler vergi hukuku yönünden ülkemizdeki en pragmatik grup olarak adlandırılabilecek vergi mükellefleridir. Halde böyle olunca, devletin çok daha fazla iş ve işlemi noterlere havale ederek masraf yapmaksızın üzerindeki bir kısım vergi ve yargı yükünden mümkün olduğu kadar fazla kurtulmaya yönelik adımlar atması, hukuksal reformlar yapması aklın, mantığın, sağduyunun, ilmin ve ülke ekonomisinin icabıdır.

  1. Dayanağını Bakara Suresinin 282. ayetinden alan Noterlik Kurumu, Anayasal statüye kavuşturulmalıdır. Bunun için yeni anayasa yapılırken yargıyı düzenleyen bölümünde ‘Noterlik Kurumu’ mutlaka yer almalı ve böylece Türkiye’de noterliğin bir anayasal kurum olması sağlanmalıdır. Zira Noterler halihazırda üstlendikleri misyon ve yaptıkları işler ve işlemlerle zaten yargı hizmeti vermektedirler. Ölüme bağlı tasarruflarla ilgili her türlü senetler, taşınmaz hukuku ile ilgili olarak yapılan satış vaadi sözleşmeleri, kat karşılığı inşaat sözleşmeleri, miras payının devri sözleşmeleri ve her türlü vekaletnameler; ticaret hukukunu, borçlar hukukunu, iş hukukunu, medeni hukuku ve vergi hukukunu ilgilendiren pek çok sözleşmeler, taahhütnameler, beyannameler, muvafakatnameler, temliknameler ve vekaletnameler, evi terk eden eşe geri dön ihtarı, mirasçılık belgesi verilmesi gibi noterlerin ifa ettikleri işlemlerin tamamına yakını doğrudan veya dolaylı olarak yargı ile ilgili olup bunlar netice itibariyle bir yargı hizmetidir. Özetle noterler çekişmeli yargı dışında kalan, ancak hukuku ve yargıyı şöyle veya böyle  ilgilendiren hemen her türlü konunun en seri ve kolayca çözümlenebileceği resmi kurumlarımızdır.  Ayrıca noterliklerin gerek kuruluş (ihdas), gerekse işleyişlerinin devlete maddi anlamda hiçbir yük teşkil etmediğini, noterlik hizmetlerini verirken devlet adına harç ve benzeri vergileri düzenli ve aksatmadan toplayarak hazineye yatırdığını ve noterlerin sadık ve sorunsuz gelir vergisi mükellefleri olduklarını da unutmamak gerekir.

6.Noterlik hukukunda radikal ve köklü bir reformun gerçekleştirilmesi durumunda  devletin ve milletin elde edeceği kazanımlar ne olur? Sorusuna şu cevapları vermek abartılı olmaz kanaatindeyim:

a.Ekonomik, ticari ,bireysel, ailesel, toplumsal  alanlardaki hukuki ihtilaflar ciddi oranlarda azalır, küçülür ve  eninde sonunda yargıya taşınacak olan  pek çok sorun daha başlamadan biter. Böylece  genel anlamda yargının iş yükü küçülür ve azalır.

b.Gerek yargı, gerek tapu daireleri eli ile halen görmekte olduğu işlerin bir kısmını noterlere aktaracak olan devlet bu resmi dairelerinde daha az sayıda personel istihdam edeceğinden devletin giderleri ciddi şekilde azacaktır.

c.Bir taraftan devlet daha az memur istihdam ederek bütçe yükünü hafifletirken, diğer yandan bütçe gelirlerini artırmış olacaktır. Çünkü noterlerin yapacakları iş sayısı ne kadar çoğalırsa, devletin kasasına girecek olan harç geliri ile Katma Değer Vergisi ve Gelir Vergileri de o miktarda fazla olacaktır.

d.Noterlerden alınan ve şimdiki uygulamada ortalama yüzde (%35) otuzbeşlerde seyreden Hazinenin serbest meslek kazancından aldığı gelir vergisi fazlalaşacaktır.

e.Devletin noterleri denetleme ve kontrolü basitleşecek, denetim mekanizması hem seri ve hem kolay işleyecek, uygulamadaki müfettiş-noter görüş farklılıkları da kendiliğinden ortadan kalkmış olacaktır.  Denetim kolaylaşmış olmakla kalmayacak, daha sağlıklı, daha verimli ve amaca daha uygun teftiş sistemi  yaşama geçirilmiş olacaktır.

f.Taşınmaz alım-satımlarının ve benzeri önemli konusu para olan işlemlerin noterler tarafından yapılması rüşvet gibi, yolsuzluk gibi, adam kayırma veya adamını bulma gibi gayri ahlaki ve gayri etik yaklaşımları ve uygulamaları da bertaraf edecek, toplumsal ahlakımızı ve insanların birbirine güvenini derinden yaralayan suistimallerin ortadan kalmasını sağlayacak, ekonomi kayıt altına alınacak, alanın da satanın da huzur ve güven içinde işlemlerini yaptırmaları mümkün olacak, günümüzde vatandaşlarımızın zaman zaman yaşadıkları ve yakındıkları kandırılma, aldatılma, yanıltılma gibi endişeleri yaşamadan her türlü menkul ve gayrimenkul mallarını tam bir güven ve huzur içinde alıp satmaları temin ve tesis edilmiş olacaktır.

g.Noterlere tevdi edilen işlerin ve işlemlerin çeşidi artırılmalıdır. Buna paralel noterin yetkileri, hakları ve sorumlulukları da Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanmakata olan  standartlara yükseltilmelidir.

h.Noterlerin  yaptıkları  işler arttığı oranda noterliklerde istihdam edilen personel sayısı da artacak,  bu da kamunun halen görmekte olduğu bir kısım hizmetleri (mesela taşınmaz alım-satımı ve taşınmazlarla ilgili her türlü işlemler gibi) notere devretmesiyle oluşacak istihdam açığını  fazlasıyla kapatmış ve telafi etmiş olacaktır.  Ülkemizdeki  hukuk davalarının yarıdan fazlasının gayrimenkul kiraları ile ilgili ihtilafların oluşturduğunu gerçeğini göz önüne aldığımızda konunun önemi ve aciliyeti kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.  Yukarıda da değindiğimiz gibi, kira sözleşmelerinden alınan Damga Vergisi ve Değerli Kağıtlar Vergisi kaldırılır, harç da makul bir orana indirgenirse hem kayıt dışı ekonomi ile etkin bir mücadele edilmiş ve hem de mahkemelere yansıyan kira davaları ciddi oranda azalacağından mahkemelerin iş yükü büyük çapta azalacaktır.

i.Bugün hepimiz tarafından bilinen bir gerçeklik var: Türk Maliyesi, noterlerin dışındaki vergi mükelleflerinden, onların gerçek gelirleriyle mütenasip vergi toplayamıyor. Başka bir anlatımla basit veya gerçek usülde defter tutan gerçek ve tüzel kişi vergi mükellefleri, bilanço esasına göre defter tutan tacir ve sanayiciler ve serbest meslek erbabı olan vergi mükelleflerinin gerçek gelirleri (kaydi gelirleri değil) ile vergi dairelerine ödedikleri vergiye konu gelirleri arasında ciddi boyutlarda orantısızlık mevcut. Yani büyük vergi kaybı var.  Bu bir sır değil. En iyi ve en ileri vergi mevzuatını veya vergi sistemini; hiçbir ayrım yapılmaksızın herkesin her türden gelirlerinin ve giderlerinin beyan edildiği (kayıt altına alındığı) ve herkesin kazancına göre makul ve adil vergi ödediği , ekonomik ve ticari yaşamda, yani içinde paranın olduğu bilumum iş ve işlemlerde kayıt dışı unsurların minimuma indiği vergi sistemi olarak tarif edecek olursak ve böyle bir sistem Türkiye için gerekli ve yararlı ise, bu sistemin hayata geçirilmesinde noterlikler en güzel örnek ve öncü kabul edilebilir. Zira noterliklerde kayıt dışı gelir ve kayıt dışı gider olmadığı gibi vergi ziyaı veya kaçağı da yoktur.

7.Bilindiği üzere Türkiye’nin de dahil olmak istediği ve yapısal reformlar yaparak alt yapı hazırlayıp girmeye çalıştığı Avrupa Birliği’ne üye başta Almanya, Fransa, İngiltere, Portekiz, Slovenya, Hırvatistan olmak üzere Kıta Avrupa’sındaki çok sayıda ülkede, ayrıca mesela Fas ve Cezayir gibi Afrika ülkelerinde taşınmaz alım-satımları ve taşınmazlarla ilgili pek çok işlem noterlikler tarafından yapılmaktadır.  Yine Fransa ve öteki pek çok Avrupa ülkesinde özellikle aile, miras ve şirketler hukuku dallarında  noterler geniş yetkilere sahipler. Bu uygulamalardan bu ülkelerin insanları ve yönetimleri son derece memnun bulunmaktadır. Hiçbir şikayetleri yoktur. Türkiye’mizde de Noterler taşınmaz alım ve satımları başta olmak üzere taşınmazlarla ilgili her tür işlemleri başarıyla yapabilecek deneyime, ehliyete ve yetkinliğe fazlasıyla sahiptirler. Bu uygulama hayata geçirildiğinde bizim halkımızın ziyadesiyle memnun olacağına eminim.  Bunun en güzel, taze ve canlı örneği motorlu araç satışları, Veraset İlamları ve terk eden eşe Eve Dön İhtarnameleridir.  Ayrıca hepimizin utanç duyduğu zaman zaman da olsa zuhur eden tapu dairelerindeki rüşvet haberleri de kendiliğinden sonlanmış olacaktır.   8.Öte yandan noterlerin işlevleri bağlamında ortaya çıkan en önemli yeniliklerden biri, onları karakterize eden temel figür haline gelmiş bulunan ‘danişmanlik işlevi’dir. Günlük işlerimizi ifa ederken her gün onlarca vatandaşa ücretsiz danışmanlık hizmeti vermekteyiz. Bu konunun da yasal bir statüye kavuşturulması hayati önem arz etmektedir. Böylelikle ‘danışma ücreti’ yasal statüye kavuşturularak noterlerin gelirlerine dahil edilecek ve bu da doğal olarak vergilendirilecektir.

ÖZET VE SONUÇ

1.Noterlik işlemlerinden Hazine adına alınan para “İşlem Vergisi veya İşlem Harcı” adı ile tek bir kaleme indirilmelidir.

YARARLARI:

  1. İşlem sayısı ve çeşidi artacağından hazine gelirleri bugünkünden fazla olacaktır. b. Noter ücretleri, dolayısıyla noter gelirleri artacağından devletin noterlerden alacağı vergi miktarı ciddi oranda artacaktır.                                                                            c. Devletin noterleri denetleme ve kontrolü basitleşecek, denetim mekanizması hem seri ve hem kolay işleyecek, uygulamadaki müfettiş-noter görüş farklılıkları da kendiliğinden ortadan kalkmış olacaktır.  Denetim kolaylaşmış olmakla kalmayacak, daha sağlıklı, daha verimli ve amaca daha uygun bir teftiş sistemi yaşama geçirilecektir.                                                                    2. Noterlerin iş çeşidi ve sayısını arttırıcı yasal düzenlemeler yapılmalıdır. En başta taşınmaz alım ve satımı  ve taşınmazlarla ilgili her türlü akitleri yapma görevi noterlere devredilmelidir.

YARARLARI:

  1. Devlet daha az personel istihdam edecek. b. Maliye’nin personel giderleri azalacak. c. Yargının yükü hafifleyecek.                                         d. Vatandaşlarımız resmi dairelerde şimdiki gibi vakit yitirmeyeceğinden ve rüşvet gibi ahlaksız tekliflerle karşılaşmayacağından yeni uygulamadan memnun olacaklardır.                                                                         3. Noterlik Ücret Tarifesi’nin sınırları belirlenmeli ve yasal statüye kavuşturulmalıdır.

YARARLARI:

Her şey açık ve şeffaf hale gelmiş olacak, vatandaş ödeyeceği parayı önceden bilecektir.

TÜRKİYE’DE EN DÜZENLİ VE GELİRİNE GÖRE EN YÜKSEK ORANDA VERGİYİ NOTERLER ÖDÜYOR

l970’lerden itibaren kitap-kırtasiye ticareti yaparak iş ve çalışma hayatına başladım ve daha sonraları defter imalatı, 17 yıl serbest avukatlık ve 2000 yılından itibaren de noter olarak ekonomik yaşamın içerisinde bulunmaktayım. Konuyla ilgili okuduklarımdan, dinlediklerimden, gördüklerimden ve yaşadıklarımdan oluşan deneyimlerimle vardığım bir sonuç var. O da; kimse üzerine alınmasın ve kırılmasın ama isteyerek veya istemeyerek kabul edelim ya da etmeyelim Türkiye’de apaçık bir gerçek var: Küçük esnaf, sanatkar, KOBİ statüsündeki işletmeler ve sanayiciler, büyük sanayiciler ve tacirler, doktor, avukat, muhasebeci ve mali müşavirler, mimarlar, mühendisler gibi ünvanı, adı ve tanımı ne olursa olsun her türden, her zümreden, her gruptan, her sınıftan oluşan vergi mükellefleri ve vergiye tabi gelir elde eden vatandaşlarımız ve şirketlerimiz  vergiye konu olan gelirlerini eksiksiz, sağlıklı, düzenli ve şeffaf olarak beyan etmiyorlar, etmek istemiyorlar ya da edemiyorlar. Adımız, görevimiz, ünvanımız, yetkimiz ne olursa olsun bu gerçeği hiçbirimizin görmezlikten gelme hakkımız ve lüksümüz olamaz. Bunun böyle olmasında vergi mevzuatının dağınıklığının, karmaşıklığının ve uygulamasının zorluğunun payı kadar, vergi oranlarının bir hayli yüksek olmasının da payı bulunmaktadır.  Sözün burasında bir parantez açmamız gerekiyor: Gelir Vergisi ve Katma Değer Vergisi mükellefi olan noterler ülkemizde hem en şeffaf, en kolay denetlenebilir, en açık belge düzenine sahip, hem de vergi kayıp ve kaçağının sıfıra yakın olduğu serbest meslek grubunu oluşturmaktadırlar.

Bu örnek uygulamadan kamu maliyesinin azami ölçüde yararlanmasını sağlamak ve noterlerdeki uygulamayı öteki vergi mükelleflerine de teşmil etmek kaçınılmaz bir görev ve sorumluluktur. Öyleyse vergi mükellefi olan tüm kesimleri ve sektörleri adil ve yaygın bir vergi disiplini içine alıncaya kadar; yani gerekli yasal düzenlemeler yapılıp hayata geçirilinceye kadar, en azından ve vergi toplamayı çoğaltmak ve yaygınlaştırmak adına noterlere çok daha fazla iş sağlamak aklın ve mantığın doğal sonucudur.

Bunun nasıl olacağını, yukarıda özet olarak işaretlemiş bulunuyoruz.

Dikkat çekici, hepimizi uyarıcı ve uykudan uyandırıcı bir örnek olması bakımından kira sözleşmelerine noter onayı getirme şartını ele alalım. Lütfen hiçbir şeye önyargı ile bakmayalım. Türkiye’de 16.000.000’dan fazla konut var. Ve bunun beşte biri kadar da, yani 3.000.000 adet de işyeri/dükkan olduğunu kabul edelim. Toplam rakam 19-20 milyon adet bağımsız bölümden oluşan konut ve işyerinin yaklaşık beşte ikisi kirada bulunuyor.  Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2007 yılı gelir ve yaşam koşulları araştırma sonuçlarına göre her 10 kişiden 4’ü kirada oturuyor. Kendilerine ait konutta oturanların oranı ise yüzde 60. Bu demektir ki, ülkemizde yaklaşık 8 milyon kiracı var.

Noterlik işlemlerinden artık karşılığı kalmayan ve örneği olmayan Damga Vergisi Kanunu ve Değerli Kağıtlar Kanunu gereği alınmakta olan ve oldukça önemli rakamlara baliğ olan iki kalem verginin kaldırılması halinde noterlik işlemlerinin maliyeti ciddi oranlarda azalacağından, kiranın süresi ve miktarı ile değişecek makul orandaki devletin verdiği hizmetin karşılığı olarak alınacak NOTER HARCI ile yetinilmesi halinde, noterliklerde onaylanacak kira sözleşmeleri yıllık bazda 4-5 milyon adedi bulacaktır. Bunun da hazineye yıllık getirisi ortalama 100.000.000,00 TL ile 200.000.000,00,TL. arasında olacaktır.

Mevcut uygulamada ise sözleşmenin süresi ve kira bedeli ne kadar az olursa olsun noterliklerde onaylanan bir kira sözleşmesinin en ucuzu taraflara 100,00 TL’nin üzerinde masrafa mal olmaktadır. Bu rakamın 43,50 TL’si Değerli Kağıt bedelidir. Hal böyle olduğu içindir ki, gerek konut sahipleri, gerek işyeri ve dükkan sahipleri kiracılarla yaptıkları akitleri notere onaylatmaktan vazgeçiyorlar ve kendi aralarında imza altına alıyorlar. Elbette ülkemizde sözleşme serbestisi ve herkesin dilediği şekilde sözleşme yapma özgürlüğü var. Bir özgürlük toplumun zararına, bireylerin çıkarına hizmet eder hale gelmişse ve kayıt dışı ekonomi hortlamışsa, idarenin bu konuda makul tedbirler alması kaçınılmazdır.

Hasılı her şeyde olduğu gibi ekonomi alanında başarı çok üretmek, ürettiğini ucuza mal etmek ve kaliteli ürün yaratmaktan geçer.  Ekonominin de, ticaretin de, sanayinin de, ihracatın da, kalkınmanın da, refahın da motoru bu ilkedir. Üretmek için sermayenin atıl halde durmaması, işin ehli, çalışkan, güvenilir, dürüst ve yetkin girişimcilere halkın ve kamunun karşılıksız veya maliyetsiz sermaye desteği sağlaması ekonomide başarıyı getirecek en sağlam çözüm formülüdür.

Sözün özü; Türkiye sadece kayıt dışı ekonomiyi önleyebilse, her yıl yukarıda adları yazılı büyük projelerin yaklaşık iki katı kadar önemli ve ülkemizi her alanda zıplatacak projelere imza atabilir.

Kayıt dışı ekonomi hakkında çok şey söylenebilir, değişik görüşler serdedilebilir. Ancak bunlara pek gerek yok. Çünkü akıl, izan ve insaf sahipleri için her şey ayan beyan ortada. Sonuçları ve tahribatları da aşağı yukarı herkes tarafından biliniyor.

ÖZETLEYEREK SÖYLERSEK TÜRKİYE’DE KAYIT DIŞI EKONOMİNİN ANA NEDENLERİ ŞUNLARDIR:

  1. Vergi oranlarının yüksek olması.
  2. 2. Vergi yasalarının, kısaca tüm vergi mevzuatının karmaşık, dağınık, dilinin anlaşılmaz olması, uygulamasının çok zor ve alengirikli olması. Vergi dilinin ağır ve ifadelerin, tanımların, anlaşılması güç sözcüklerle ifade edilmesi.
  3. 3.  Konusu para olan ve hazineyi ilgilendiren hemen her yasada mutlaka birden fazla “istisna” ve “muafiyet” hükmünün yer alması. Mesela ücret ve maaş hesaplamasını öyle sanıyorum ki Sayın Maliye Bakanı bile yapamaz.
  4. 4. Sahtecilik, Rüşvet ve Vergi kaçırma suçlarının müeyyideleri, bu ahlak dışı sapkınlıkları önleyici olmaktan fersah fersah uzak olması. Zaman zaman alınan veya halen var olan önlemlerin bu tür kötülüklere meyli olanları ıslah ve disipline edecek kalitede olmayışı. 5. Belki de bütün bu faktörlerin hepsini içinde barındıran ana neden ise yaygınlaşma eğilimi gösteren bilinçsizlik, bireyse ve toplumsal cehalet ve çıkarcılık.

ÇÖZÜM İÇİN ÖNERİLER

  1. Vergi verme kültürünün yaygınlaştırılıp geliştirilmesi.
  2. Vergi vermenin bir angarya olmadığının, bilakis bireysel, toplumsal ve sosyal bir görev olduğunun, zekat kurumunun günümüzdeki karşılığı olduğu gerçeğinin insanımıza iyi ve doğru şekilde anlatılması.
  3. Toplumun bütün kesimlerini, fertlerini ve hükmi şahıslarını içine alan yeni bir vergi sistemi kurulmalı. Bunun için mevcut yapı tamamen lağvedilip sonlandırılmalı. Zaten bir konuda mevcudu yıkmaksızın yerine yenisini ve daha iyisini kuramayız.
  4. Yeni vergi sitemi hemen herkesin anlayabileceği ve uygulayabileceği şekilde açık, anlaşılır ve sade bir dille yazılmalı.
  5. Sistemin esası şu olmalı:  Herhangi bir gelir elde eden her kişi ve kurum-şirket istinasız bütün gelirlerini GELİR ve kime, nereye ne harcarsa harcasın bilumum giderlerini gider yazmalı.  Aradaki fark vergi matrahı olarak vergilendirilmeli.
  6. Her türlü Vergi ve Harç muafiyetleri ve istisnaları kaldırılmalı. Bunun yerine yatırım teşvikleri; teşvik kapsamında yatırım yapan veya üretim yapan vergi mükelleflerine 3-5 yıl gibi sürelerle faaliyetlerinin konusuna göre değişen vergi vermeme olanağı sağlanmak suretiyle uygulanmalı.
  7. Günümüzde anlamı kalmayan, hizmet olarak karşılığı olmayan Damga Vergisi, özel iletişim vergisi,  sadece noterliklerde uygulanmakta olan Değerli Kağıtlar Vergisi,  Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi gibi vergiler tamamen kaldırılmalı. Bunlardan doğacak vergi kaybı ise vergilerin çok geniş kesimlere yayılması, vergi kaçağının önlenmesi suretiyle karşılanmalı.
  8. Sahte belge düzenlemek ve bunları kullanmak, vergi kaçırmak “yüz kızartıcı suç” kapsamına sokularak çok ağır ve caydırıcı yaptırımlara bağlanmalı.
  9. Vergi salt gelirden değil, aynı zamanda servet üzerinden de makul oranda vergi alınmalı.
  10. Vergi oranının üst sınırı tüm mükellefler için  % 20’yi geçmemeli.

SON SÖZ: Milletini ve ülkesini seven bir insan olarak ben kendi adıma “Tükettiği halde çalışmayan ve üretmeyen herkes kayıt dışı hırsızdır.” diyorum. Bunun anlamı şudur: Yaşayan her insan hayatını idame ettirebilmek için yemek ve içmek zorundadır, yani tüketmek zorundadır. Tüketmek için de aralıksız üretmek gerek. Üretim faaliyeti ise çalışmayı, gayreti ve cehdi gerektirir. Şayet bir insan beden ve akıl sağlığı yerinde ve çalışmaya elverişli olduğu halde çalışmıyorsa, o insanın tükettiğini başkaları üretecek, yani çalışmayan insanın rızkının sorumluluğunu başka insanlar sırtlanacak demektir. Üretim ya kas gücüyle, yani bedensel devinimler yoluyla yapılır, ya da akıl kullanılarak ve işletilerek zihinsel ve fikirsel üretimler yapma şeklinde yapılır. Yüce Yaratıcı insanı beden ve enerji olarak hareket etmeye, yani çalışmaya uygun şekilde yaratmıştır. İnsan bedenen ve ruhen ne kadar çok, sürekli ve düzenli çalışırsa o ölçüde sağlıklı ve dinç kalır, verimli ve üretken olur,  beyin olarak gelişir ve aklını kullanma, aklını hayırlı, yararlı ve verimli alanlarda işletme konularında gelişir. Bu ise hem bireyler için hem toplum için iyi, güzel ve yararlı amel demektir.

Millet olarak şu gerçeği hiç unutmayalım: Ekonomik özgürlüğü olmayan bir milletin siyasal özgürlüğü de, askeri özgürlüğü de, demokratik hak ve hürriyetleri sonuna kadar kullanma özgürlüğü de olamaz.